İçeriğe geç

Mezuniyet

    Mezuniyet Cubbe Ve Kep Golgesi

    Okulun ilk gününü hiç unutmam. Mahallemizde ki ilkokula başlıyorum. Annem elimden sımsıkı tutuyor, ben ise çocukların arasına dalmak ve kaybolmak istiyorum. Öğretmenimle tanıştırıldım. Uslu çocuk olmanın önemi anlatıldı. Andımız okundu ve sınıflara geçtik. İlk ders her zaman tanışma ile başlar. Herkes sırasıyla kendini ve ailesini tanıtıyor. Sınıflar ortalama otuzbeş kırk kişilik. Ders bitiş zili çaldı. Çantamı ve suluğumu aldım. Okulun ana demir kapısına yöneldim, eve gideceğim. Benden büyük bir öğrenci önüme dikildi ve aramızda geçen diyalog:

    “Nereye gidiyorsun?”
    “Eve gideceğim.”
    “Daha okul bitmedi ki, nereye gidiyorsun.”
    “Zil çaldı ya! Okul bitti eve gideceğim.”
    “Olur mu öyle şey! Daha beş ders var.”
    “Bana zil çalınca okul biter, eve gidebilirsin dediler. Çekil önümden!”
    “Sen bilirsin. Buyur, geç!”

    Beş dakikalık yürüme mesafesinde ki, evimizin sokağına girdim. Komşumuz Perihan teyze; şaşkın gözlerle beni yolumdan döndürmeye çalışsada, başarılı olamadı. Kendimden emin bir tavırla eve geldim. Annem aceleyle yanıma koştu. Biriyle kavga ettiğimi veya düştüğümü zandetmiş. Gerçeği öğrenince elimden tuttuğu gibi okula geri götürdü.

    Burada bir çocukluk anısı anlatıyor olsamda, aslında kişiliğim hakkında daha o yaştan bilgi veriyor. “Zil çalınca eve gidebilirsin.” Cümlesinin benim için yetersiz olduğu ve detay istediğimi anlıyorum. Kaçıncı zil? Saat kaçta? Gibi sorular cevapsız kalınca, yoruma açık oluyor. Önüme çıkan bir çok engelde beni geri döndürmüyor. İnatçı bir yapım olduğunu kanıtlar nitelikte. İnsanın, çocukluk hikayesinden analizini yapmasıda varmış.

    Meslek liseleri benim dönemimde çok modaydı. İş garantili okul gözüyle bakılırdı. “Üniversiteyi kazanamazsanda, elinde bir mesleğin olur. Aç kalmazsın.” Denilirdi. Bu düşüncenin etkisiyle olmalı; yeni kayıt için, babamla birlikte yarım saatlik meslek lisesinin yolunu tuttuk. Okulda birçok bölüm var: Metal, torna, makina, mobilya, elektrik, elektronik… Müdür yardımcısı, diploma notlarına göre bölümlere yerleştirdiklerini belirtti. Benim notuma göre elektronik bölümünü tavsiye etti. Zaten en yüksek baraj elektronik içinmiş. Teknoloji sevgim ile uyuşan, bu bölüme itiraz etmedim. Okulda zaman geçirdikçe yeni şeyler öğreniyordum. Mikroişlemciler, dijital elektronik, atölye ve bilgisayar en etkili derslerdi. Bugün kullandığımız cihazların temelini ve çalışma mantığını anlamamda etkili oldu. Makinaların dilini anlamak çok keyifli ve gerekli bir şey. Bir transistörün çalışma prensibini tam anlamıyla kavramak. Birler ve sıfırları elektriksel olarak hissetmek gibidir. İyi kötü anılarla burayı bitirdim.

    Meslek liselinin üniversite okuması çok zordu. Zaten yetersiz görülen derslerin yanında, sınavda uygulanan katsayı engelide vardı. Sonra bu sorunlar kısmen çözüldü. Sürekli benim zamanımda demek ve kendini acındırma çabası içinde değilim. Fırsatlar bir daha gelmiyor. Veya yenileri geliyor. Hangisi denk gelirse…

    Ailemin ekonomik durumu kötüden halliceydi. Bir an önce iş hayatına atılmam ve para kazanmam gerekiyordu. Bir kaç tamircinin yanında çalışdıktan sonra kendi işimi kurdum. Eğitim ayağı boş kalmamalıydı. Bana uygun bölümleri araştırdım. İş ve okul beraber yürür mü? Gibi sorulara boğulmak yerine harekete geçtim. Web Tasarımı Ve Kodlama bölümünü kazandım. Keyiflede mezun oldum. Üniversite okumak, benim için hayat oyununda geçilmesi gereken bölümlerden. Mezun olunca, alışılmış tempodan geri kalmak korkutucu. Hedefleri büyütmek gerek. Önlisans, lisans, yüksek lisans ve doktora gittiği yere kadar götürmek gerek. Hiç bir okulu veya bölümü küçümsememeli. İş veya günlük hayatta faydası görülür. Şimdi sırada gerçekler ve gelecekler var. Yeni bölümde Yönetim Bilişim Sistemleri var. Bölüm sonu canavarını görene kadar devam…

    Görsel Kaynağı: https://pixabay.com/photos/graduation-future-university-cap-1695185/