Anlayamıyoruz

Konuşmak insanlık var oldu olalı kullandığımız bir özellik. İlk çağlarda az kelime veya hece ile bu işi yapsakta oldukça tecrübe kazandık. Yazıya döktük. Gördüğümüz sembolleri yorumladık.

iletisim kuran iki insanin ve bir saksinin illustrasyonu.

Örneğin; “Ben acıktım.” Dediniz.
Bunu duyan kişinin aklında o kadar çok soru oluşur ki, cevap veremez hale gelir.
-Acaba şimdi mi acıktı ?
-Ne yemek istiyor ?
-Hamburger sever mi ?
-Belki de öylesine söylemiştir.
.
.
.
Sayısız sorular yumağı. Bu kadar düşünceye kendimizi boğmak yerine, direk yanıtlasak. “Kişi acıkmış.” Bunu bilsek yeterli değil mi ? Belki de yaradılışımızda var sorgulamak, fikir yürütmek.
Düşünmek, irdelemek insana özgü faydalı bir özellik. Günlük işlerde bazen uzun yollara girmemize sebep olabiliyor. Karşısında ki sorunu çözmek yerine kendine pay çıkaran düşünce yapısı görebiliyoruz. Yol tarif ederken, “İleriden sola dön.” Dediğimizde. Hangi sol ? Sorusu gelebiliyor. Detay vermeye devam ediyoruz. Yüz metre ileriden ikinci sola, köşede ki bankanın ordan giriniz. Bu kadar detaya rağmen, doğru adres bulunamıyorsa işler zorlaşıyor. Bazılarıda cımbızla kelime seçer. Banka denince, “Acaba benden para mı isteyecek ?” gibi tedirginliklere kapılırlar.

Bana kalırsa istediğimiz kadar anlıyoruz. Yada öyleymiş gibi yapıyoruz. Duymak istediğimiz yerleri algılayıp, diğer kısımları yok kabul ediyoruz. Bencilce belki ama insan yapısı. Sınavlarda, okuduğunu anlama ve yorumlama ağırlık kazandı. Sürekli yalın anlam yerine ek anlamlar yükleyip asıl konudan sapıyoruz. Hayatı zorlaştırmanın anlamı yok. Direk anlama ve cevaplama günlük yaşantıyı kolaylaştırır. Sanat bunların dışında. Benim bahsettiğim günlük işlerimizi yaparken yalın dil kullanmak. Elbet şiir veya edebi bir eserde yalınlık diye tutturmak olmaz. Dilin zarifce dudaklardan dökülmesi, kulakları yumuşatması ayrı bir güzellik.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir